TARAF GAZETESİ MANŞETİ İLE İLGİLİ TOBB BAŞKANI M. RİFAT HİSARCIKLIOĞLU’NUN BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ VE BASIN MENSUPLARININ SORULARINA YANITLARI

 TARAF GAZETESİ MANŞETİ İLE İLGİLİ TOBB BAŞKANI   M. RİFAT HİSARCIKLIOĞLU’NUN 

BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ VE  BASIN MENSUPLARININ SORULARINA  YANITLARI

  22 OCAK 2010

  ANKARA

  TOBB Basın Müşavirliği

 

I.TARAF GAZETESİ MANŞETİ İLE İLGİLİ TOBB BAŞKANI M. RİFAT HİSARCIKLIOĞLU’NUN BASIN TOPLANTISI KONUŞMA METNİ

Değerli basın mensupları, hoş geldiniz.

Bugün sizlerle, bir şikâyetimi ve demokrasimiz adına, bir üzüntümü paylaşmak üzere toplanmak istedim.

Son zamanlarda, millet iradesine müdahaleyi amaçlayan, çeşitli senaryoların kamuoyunda sıklıkla yer aldığını görmeye başladık. Bu kirli planlara, adımın karıştırılmasını, hayret ve dehşetle karşılıyorum.

16 Haziran 2001’den bu tarafa TOBB başkanıyım. Bu süre zarfında, hükümetler geldi geçti.

Ben, hep aynı ilkeler doğrultusunda çalıştım. İş dünyamızın sorunlarını, önerilerini, halktan yetkiyi almış ve karar alıcı konumundaki, siyasetçilere ilettim.

Siyaseti, toplumsal tercihlerin belirlendiği bir alan olarak gördüm. TOBB’un varlık nedenini ve camiamızın istek ve beklentilerini, her zaman esas aldım.

Bunu yaparken, siyasetin alanıyla, kendi görev alanımı, birbirine karıştırmamaya özen gösterdim. Bu sorumluluğun bilincinde oldum. 

Ülke meselelerinin çözüm yerinin, sadece demokratik platformlar olduğuna inandım. Daha düne kadar, hükümetin yandaşı olarak nitelendiriliyordum. Şimdiyse, darbecilikle ilgili iddialara maruz kalmaya başladım. Ben, darbe yapmayı, vatana ihanet kabul ederim. İhanete teşebbüs edenlerin yanında da olmam, olamam.

Bu konuda net olarak şunu söyleyeyim; bu çamur benim üzerime yapışmaz.

Değerli Basın mensupları;

Bugünkü Taraf gazetesinde yayınlanan bir habere göre; birileri darbe yapıp, yeni bir hükümet kurup, Başbakanlığa da beni getireceklermiş.

“Balyoz harekat planı”nı ilk kez basından duydum. Darbe planı hazırladığı söylenen şahısları da tanımıyorum. Buna rağmen, demokrasi karşıtı planlara, ismimi karıştıranlardan şikayetçiyim.

Sadece iddialara dayalı linç fetvaları yayınlanmasından, şikâyetçiyim. Bulanık suda balık avlamaya çalışanların oltasına takılanlardan ve gazetecilerin de, bunu sorgulamadan yayınlamasından şikayetçiyim. Gerekli hukuki süreci de başlatmış bulunuyorum. 

Değerli basın mensupları,

Ben; ailesi, 1960 ihtilali, 1971 muhtırası ve 1980 askeri darbesinde; şahsen ise 28 Şubat sürecinde ciddi zarar görmüş biriyim.

Demokrasi karşıtı hiçbir hareketin, içinde, önünde, arkasında, hatta dedikodusunda bile yer almadım. Hayatım boyunca Allaha çok şükür,  ne zulmeden oldum, ne de zalimlerden merhamet isteyen oldum. Sadece adaletin yanında oldum.

 

 

 

Değerli Basın mensupları,

Büyük Türk bilgini Farabi’nin bir sözünü sizlere hatırlatmak isterim “ ancak, özgür birey ve toplumlar ahlaklı olabilir”

Türkiye’nin sorunlarının çözümü, meşruiyet dışı yollarda aranmamalıdır. Darbe tezgâhları ne kadar namussuzluk ise, haysiyet cellatlığı da, o kadar namussuzluktur.

İkisi de zulümdür. Zulüm ile de abad olunmaz. Ben ülkemin her karışını geziyor ve şunu her fırsatta ifade ediyorum “Adaletsizlik, zulüm ve korku üzerine kurulan bütün sistemler, yok olmaya mahkûmdur.

Şimdi bu vesileyle; bu ülkeyi ihtiraslarından daha fazla seven herkesi, bir kez daha;

demokrasiye sahip çıkmaya, hukukun üstünlüğünü korumaya,

birbirine çamur atmamaya, linç fetvalarına son vermeye,

bilgi kirliliğini önlemeye, vicdanına kulak vermeye, fitne ve fesattan vazgeçmeye,

ülkemizin kurumlarını yıpratmamaya, her kurumu da, şeffaf olmaya davet ediyorum.

Zira, bu ülke hepimizin, gidecek başka bir yerimiz yok. Açıktır ki, olup bitenin, aş, iş ve ekmek kavgasıyla bir alakası yoktur.

Ama biz; aş, iş ve ekmek kavgası vermek istiyoruz. Ülkemizi ve 72 milyonu zenginleştirmek istiyoruz.

Bunun içinde; Türkiye’nin tek çıkış yolu var. Güçlü ekonomi ve kaliteli demokrasi.

Bu yüzden, herkesin hesap sorabildiği ve hesap verebildiği, birinci sınıf bir demokrasi istiyoruz.

Birilerine imtiyaz sağlamak için değil herkes için özgürlükleri esas alan bir demokrasi istiyoruz.

Demokrasiye sahip çıkmanın yolu; darbeyi ve her türlü darbe teşebbüsünü lanetlemek ve darbecileri cezalandırmak kadar, sağduyulu olmak, hukukun üstünlüğünü korumak, kurumların ve kişilerin, saygınlığını da yıpratmamaktan geçer.

Demokrasi ve hukuk çıtasını yükseltmek, hukuk dışına çıkarak, birilerine çamur atmakla olmaz.

Makamı, rütbesi, görevi, ismi, aidiyeti ne olursa olsun, hiç kimse demokrasinin ve hukukun dışına çıkamaz. Bu noktada hukukun üstünlüğüne ve yargıya olan inancımız tamdır.

Ama herkes mutlaka şeffaf ve açık olmalıdır. Şeffaf olmayan her olay ve kurum fitneyi besler. Ortam, haysiyet cellâtlarına kalır. 

İsteyen, istediği kadar demokrasi dışı hayaller kurabilir, hezeyanlarda bulunabilir. Ama benim, içinde milletimizin yer almadığı, hiçbir hayalim olmadı.

Benim adımı, bu fitneye karıştıranlara, hakkımı helal etmiyorum.

 

Allah, herkese zihin açıklığı versin.

 

 

 

II. Sayın M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun Sorulara verdiği Cevaplar:

Öncelikle sorularınız için teşekkür ediyorum. Sorulara toplu olarak cevap vereceğim. Değerli arkadaşlarım, zaman zaman programlarımızda sizlerle beraber oluyoruz, birbirimizi yakından tanıyoruz. Şu anda Türkiye’de demokrasinin en fazla işlediği kurumun içindeyiz. Eğer müsaade ederseniz Odalar Birliği Başkanlığı’na nasıl seçildiğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biz bu noktaya, Türk iş aleminin içinden, 1 milyon 300 bin kişi arasından seçilerek, kademe kademe geliyoruz. Yönetim Kurulu Üyeleri, meslek komitelerinden başlayarak en yukarıya kadar, 4 yıl boyunca ekmek kavgası verdiği rakibini ikna ederek geliyor.

Biz hiç kimse tarafından atanmıyoruz, hiç kimsenin yardımıyla, desteğiyle bu göreve gelmiyoruz. Böyle bir kurumun başkanı hangi demokrasi dışı bir eylemin içinde olabilir?

Bu iddialarla atılan çamurun üzerime yapışmayacağının en önemli göstergesi, TOBB mekanizmalarının demokratikliğidir. TOBB, Türkiye’nin en demokratik kuruluşudur.

Bu gazetenin benimle ilgili olan iddiaları başka bir açıdan da akıl dışıdır. Bir mutabakat hükümeti kurulacakmış. Hükümetin politikaları da belirlenmiş. Müsaade ederseniz bu politikalara bakalım.

Kurulacak hükümet, Avrupa Birliği’ne karşı olacakmış. Özel üniversiteleri kapatacakmış. Özelleştirmeye ‘hayır’ diyecekmiş. Aynı zamanda yabancı sermayeyi yasaklayacakmış.

Soruyorum size, böyle bir hükümetin Başbakanlığı için nasıl Rifat Hisarcıklıoğlu’nun adı geçebilir?

Ben şu anda Avrupa Odalar Birliği’nin en çok oy almış Birinci Başkan Yardımcısı’yım. Ama hangi hükümetin, Başbakan’ı oluyorum bu iddiaya göre? Avrupa Birliği karşıtı olan bir hükümetin Başbakan’ı oluyorum.

47 Avrupa ülkesinin oyunu alarak, en yüksek oyla, AB üyesi olmayan bir ülke olarak, bu kurumun (Eurochambres) 1. Başkan yardımcısı seçiliyoruz. Ama darbe sonrası kurulacak Avrupa Birliği karşıtı hükümetin Başbakan’lığına getiriliyoruz. Bu nasıl bir çelişkidir?  

İddianın ile ilgili bir büyük çelişki daha! Kurulacak hükümetin planlarında özel üniversiteleri kapatmakta varmış. Bu dönemde, 2003 yılında, biz vakıf üniversitesi kuruyoruz. Ben bunun mütevelli heyet başkanı oluyorum.

Sayın Başbakan’la, Sayın Cumhurbaşkanı’yla, Sayın Bakanlarla beraber, karış karış dünyayı geziyoruz, ‘yabancı sermaye Türkiye’de yatırım yapsın diye çabalıyoruz. İlave istihdam oluşturmak için Türkiye’nin işsizlerine iş bulunabilsin diye dünyayı geziyoruz. Ama yabancı sermaye karşıtı bir hükümete başbakanlık yapacağımız iddia ediliyor.

O dönemde kurulacak hükümet özel sektörü devletleştirmeyi hedef alıyormuş. Ama Başbakan olarak Türk özel sektörünün en yüksek makamı olan TOBB Başkanı’nı düşünmüşler. Kendi fabrikalarımın da % 50’sini devlete mi vereceğim? Bu nasıl bir çelişkidir?

Burada birbiriyle uyuşmaz bir yer var. Bir tarafta AB karşıtı, özel sektör düşmanı, devletçi bir hükümet, öteki yanda bu hükümetin başına düşünülen isim Rifat Hisarcıklıoğlu. Açık söyleyeyim, bu iddiaya kargalar bile güler.

Onun için ben herkesi uyanık olmaya, duvarın arkasını görmeye davet ediyorum. Duvarın arkasını görmek durumundayız. Burada bir tezgah var, benim şahsımla ilgili olan kısmını söylüyorum. Bura da her şey öne getirilebilir dikkatli olmalıyız.

Diğer soruya cevap gerekirse, yargı süreci başlamıştır. Yargıya güveniyorum. Zaten bütün her şey bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır. Hepimiz yargıya güvenmek durumundayız.

Kim neyin içinde oldu, ne yaptı, ne etti her şey ortaya çıkar. Tabi buradaki beklentimiz, böyle bir şey varsa, daha önce fikrimiz sorulabilirdi. Böyle bir şeyde adınız geçiyor, bununla ilgili ne diyorsunuz diye sorulabilirdi.

Bununla ilgili gerek tekzip olmak üzere, gerekse savcılığa suç duyurusu olmak üzere bütün hukuki hakların hepsini sonuna kadar kullanacağım. Bununla ilgili avukatıma da gerekli talimatı verdim.

Çok açık bir şekilde söyleyeyim. Birilerinin hayalleri beni ilgilendirmez. Ben demokrasinin olmadığı yerde olmam. Milletin olmadığı yerde olmam.

Biz demokrasi karşıtı hiçbir hareketin yanında yer alamayız. Tam tersine biz demokrasiden yana tarafız. Bizim her yıl genel kurulumumuzu izliyorsunuz. Biz bir şeyin tarafıyız, dedik. Demokrasinin tarafıyız dedik. Demokrasinin kalitesinin artırılmasından tarafız dedik. Bizim taraf olduğumuz yer belli. Bu çamur bize yapışmaz.  Ben geldiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum.